İSLAM ÖNCESİ İNANÇLAR:

      1-Putperestlik : M. 3 yy. da Mekke’yi yöneten Huzza kabilesi liderlerinden Luhay oğlu Amr’ın Suriye’den getirdiği  Hübel adlı put ile ( İnsan suretinde akik taşından yapılmıştır) başlamıştır. Putlar  hayvan , insan  suretinde olduğu gibi tabiat varlıkları olan  bitki ağaç , taşlar vs. de put olarak kullanılmaktadır. Arap kabileleri tarafından  ortak kullanılan putlar olduğu gibi , her arabın kendi şahsi putu da bulunurdu. Putlar Araplar ile Tanrı arasında aracılık görevi yaptığına inanıldığından Cahiliye araplarına Müşrik ( Allaha ortak koşan ) denilir. Putperestlik inancı Kur’an- Kerimde şöyle dile getirilir. “Onlar , putlara , sadece Allaha yaklaştırması için ibadet ediyoruz derler “(zümer 3. )Başlıca büyük putlar şunlardır:

a-Hübel : Luhay oğlu Amr’ın Suriyeden getirdiği put. ( İnsan suretinde akik taşından yapılmıştır)

b-İsaf ve Naile : Kabede işledikleri zina sebebiyle taşlaşan iki kişiyi simgeler.

c-Ved: Huzaa kabilesinin erkek görünüşlü putudur.

d-Lat   e-Menat   f-Uzza

2-Yahudilik:Medinede ( Beni kurayza , Beni kaynuka ve Beni nadir kabileleri ), Hayber de , Fedek te , Teyma da, Vadi-ül kurra da  yaygın haldeydi.

3-Hristiyanlık: Yemende ,Hicazda , Suriye ve Irakta  bulunuyordu.

4-Sabiilik : Yıldızlara tapanlar olarak bilinir . Eski babil ve Asur medeniyetlerinin devamı sayılan Mezapotamya yöresinde sayıları azda olsa varlıklarını sürdürmüşler ve Yahya as. ı peygamber kabul eden  ve Hz. İbrahim as. zamanına kadar uzanan bir dindir.

4-Hanifler:Hz.İbrahim as. ın dinine tabi olanlara verilen addır. Nevfel  oğlu Varaka ,Amr bin Zeyd , Kuss bin Saide , Ğmeyye bin Ebus Salt , Osman bin Hüveyris , Ubeydullah bin Cahş , Hz. Ebu bekir bilinen haniflerdendir. Bu kişiler arapların cahiliye geleneklerini yapmamış kişilerdir.

Müslümanlarca kutsal sayılan yerler:

1-Mescid-il haram: Mekkede kabenin bulunduğu yerdir

2-Mecid-i Nebi: Medine’de Hz. Muhammed’in evini ve kabrini de içine alan bölüm.

3-Mescid-i Aksa: Kudüste Hz. Süleyman as.ın mabedi. Müslümanların ilk kıblesi.

4-Kuba mescidi:  Hicret esmasında Kuba köyünde yapılan İslamın ilk mescididir.

  Hz. MUHAMMED (SAV) in SOY AĞACI

 

 

 

 

 

HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN HAYATI   (571-632)

Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayatının 13 yılı Mekke'de, 10 yılı da Medine'de geçti. Medine'de 63 yaşında vefat etti. Bu sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayatı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki Hayatı (571-610),
b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (510-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslam Tarihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayatı, "Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve "Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.
Peygamber olduktan sonra, "Mekke Devri"nde geçen olayları incelerken, tarihbaşı olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; "Medine devri" olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayını esas almışlardır.

HZ.MUHAMMED (S.A.S)'İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYATI

" Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik". (el-Enbiya Sûresi, 107)

l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
1- DOĞUMU:
Hz. Muhammed (s.a.s.) Miladdan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Haşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine miras kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.
Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyafette çocuğun adını soranlara:
"Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yadetsinler..." cevabını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp sena edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir

İslam tarihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler.

 

  • Doğduğu gece İran Kisrası (Hükümdarı)'nın Medayin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış,
  • Mecûsilerin İran'da Istahrabat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş,
  • Save (Taberiyye) gölü yere batmış,
  • Bin yıldan beri kurumuş olan Semave deresi'nin suları taşmış,
  • Mecûsilerin büyük bilgini Mûdiban korkunç bir rüya görmüş,
  • Kabe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü.

 

Peygamberimiz (s.a.s.), zaman zaman Hıra mağarasına gider, orada ibadetle meşgul olurdu. 610 yılı Ramazan ayının 27. gecesinde yine Hıra mağarasında bulunmaktaydı. Sabaha karşı Cebrail (a,s.) geldi ve Peygamberimize şu ayetleri getirdi:

"Yaratan Rabbinin adıyla oku; O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku; Rabbin büyük kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana, bilmediğini (de) öğretti."'

Bu olaydan üç yıl kadar sonra da su ayetler indirildi:

"Ey bürünüp sarınan (Resulüm)! Kalk ve {insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terk (etmeye devam) et"

Hz. Muhammed (s.a.s.), tebliği emreden bu ayetler inince İslam dinini insanlara anlatmaya ve öğretmeye başladı. Allah'ın birliğini, her şeyin Allah tarafından yaratıldığını, kendisinin de Allah tarafından gö­revlendirilmiş bir elci olduğunu bildirdi. Ahiretin varlığını, insanların ölümden sonra diri itileceklerini ve dünyada iken yaptıkları amellerden hesaba çekileceklerini anlattı. İnsanları, putlara ibadeti terk etmeye ve Allah’ın iradesine teslim olmaya çağırdı.

HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA
Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Amine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı cariyesi Süveybe tarafından emzirildi.
Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevazin Kabilesinin Sa'doğlulları kolundan Halime oldu.
Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu adete göre süt annesi Halime'ye verildi.. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Amine ile kaldı, Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyaret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebva Köyü'nde Amine hastalandı. Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu
Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyardı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Talib'e bıraktı.
           

 

 

 

II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN GENÇLİK DÖNEMİ

1- EBÛ TALİB'İN HİMAYESİ
Peygamberimizin hayatının sekiz yaşından yirmi beş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede Resûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Talib'in yanında, onun himayesi altında bulunmuştur.
2- SEYAHATLERİ
a) Şam Seyahati
Mekke iklimi ziraate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticaretle uğraşırlar, çocuklarını da ticarete alıştırırlardı. Ticaret için kervanlarla, yazın Şam'a, kışın Yemen'e seyahet ederlerdi. Bir defasında Şam'a giderken, henüz oniki yaşındaydı. Şam'ın 90 km. kadar güneyinde Busra (Eski Şam) denilen kasabada "Bahira" adında bir Hıristiyan rahibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyafet verdi. Bahira okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)'in simasından, O'nun istikbalini sezmişti. O'nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevaplar, kanaatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Talib'e:
-"Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdileri içinde O'nun alamet ve vasıflarını bilen kahinler vardır. Tanırlarsa, ihanet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam'a götürmeyiniz..."dedi. Bu sözler üzerine Ebû Talib Şam'a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.

 b) Yemen Seyahati
Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticaret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbas'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir.

3- FİCAR SAVAŞINA KATILMASI
Müslümanlıktan önce (Cahiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa facirane sayıldığı için buna "Ficar Savaşı" denirdi.
Kureyş kabilesi ile Hevazin kabilesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devam ettiği için "Ficar Savaşı" denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sadece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.

4- HILFU'L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ
Uzun süren Ficar savaşı esnasında Mekke'de asayiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu. Cürhümiler zamanında Fadl b. Haris,, Fudayl b. Vedaa ve Mufaddal b. Fedale isimlerinde üç kabile başkanı, kabileleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adalet üzere alacağız..."diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine "Hılfu'l-fudûl" (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd'an oğlu Abdullah'ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple "Hılfu'l-fudûl" denildi.

HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ
Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirayetli, şeref ve asalet sahibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermaye vererek ticaret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlak ve ali-cenablığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce "Tahire" denildiği gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra" denilmiştir.
 Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnada Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.
Nikah, Hatice'nin amcazadesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Ebû Talib ile Varaka birer hitabede bulunarak, her iki ailenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler Nikahtan sonra develer kesilerek davetlilere ziyafet çekildi.
Hz.MUHAMMED (SAV)'in HANIMLARI

Hz.Hatice

Hüveylid kızı

Hz.Aişe               :

Hz.Ebu Bekir'in kızı

Hz.Hafsa             :

Hz.Ömer'in kızı

Hz.Zeynep          :

Cahş kızı

Hz.Ümmü Habibe :

Ebu Süfyanın kızı

Hz.Ümmü Seleme :

Ebu Selemenin (Uhud şehidi)dul karısı

Hz.Cüveyriye       :

Mustalik oğullarının reisinin kızı

Hz.Safiye              :

Yahudi reislerinden birinin müslüman olan kızı

Hz.Sevde               :

Habeşistan hicretinde ölen sahabinin dul karısı

Hz.Meymune       :

Amcası Abbasın baldızı

Hz.Zeynep

Zeyd’in eski eşi

Hz.Maria

Mısırlı cariye

 

 

HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'İN ÇOCUKLARI
Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme adet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fatıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefat ettiler. Yalnız Fatıma, Peygamber (s.a.s.)'in b.vefatından sonra altı ay daha yaşadı.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-As ile evlendirdi. Ebü'l As, Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.

 

Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslamiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikahladı. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sahibi" anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi.
En küçük kızı Fatıma'yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fatıma'nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fatıma ile devam etmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı eşi Mariye'den de İbrahim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.
Hz.Maria ‘dan : İbrahim

Hz.Hatice ‘den: Rukiye , Zeyneb ,Fatıma , Ümmügülsüm , Abdullah , Kasım

 

HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBERLİK DEVRİ (610-632)

Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti. Bu itibarla Peygamberlik devresinin:
a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devam eden 13 yıllık süresine "Mekke Devri" (610- 622);
b) Hicretten vefatına kadar olan 10 yıllık süresine de "Medine Devri" (622-632) denir.

 

HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBER OLUŞU

1- HİRA'DA İNZİVA
Eskiden beri Mekke'deki hanif ve zahitler, recep ayında inzivaya çekilirlerdi. Her biri, Mekke'nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı.
40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenab-ı Hakk'ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O'na ibadet ediyordu. Giderken azığını da beraberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenab-ı Hakk, O'nu büyük vazifesine hazırlıyordu. Zaman zaman "Sen Allah elçisisin..." diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu.
Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilahi vahyin başlangıcı, sadık rüyalar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu.  Bu hal, altı ay kadar devam etti.

2-İLK VAHY
610 yılı Ramazan ayının Kadir Gecesinde, ridasına bürünüp Hira'daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrail'i gördü. Melek O'na:
-"Oku" Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):
-"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı.
-"Oku" diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:
-"Ben okuma bilmem..." cevabını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i sıktıktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk beş ayetini okudu.
"Yaratan Rabb'ının adıyle oku. O, insanı alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'ın sonsuz kerem sahibidir." (El-Alak Sûresi, 1-5).
Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)'de bu ayetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:
"Ya Muhammed. Sen Allah'ın elçisisin, Ben de Cibril'im" dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrail'i gördü. Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Hatice'ye:
"Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi. Bir müddet dinlenip heyecanı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice'ye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, O'nu şu ölmez sözlerle teselli etti.
"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenab-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen , akrabanı gözetirsin. İşini görmekten aciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin..."

İSLAMDA İLK İBADET
İslamda Allah'a imandan sonra ilk farz kılınan ibadet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk ayetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vadide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril'den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.
Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.
Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice'ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemaatle namaz kılmışlardır.

İLK MÜSLÜMANLAR
"İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır." (Vakıa Sûresi, 10)
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk iman eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlatlığı Harise oğlu Zeyd. ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.

a ) Hz. Ali'nin İslam'ı Kabûl Etmesi
Ebû Talib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış O'nu öz çocuklarından daha çok sevmişti..
Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanlığı anlattı. O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnada Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.

b) Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olması
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakın ve en samimi dostu olan Ebû Kuhafe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabilesi'nin Teymoğulları kolundandır. Baba ve anne tarafından soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile Mürre'de birleşir.
Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureyş arasında büyük bir itibarı vardı. Zengin ve dürüst bir tüccardı

    İLK MÜSLÜMANLAR

1-

Hz.Hatice

2-

Hz.Ebu Bekir

3-

Hz.Ali

4-

Hz.Zeyd b.Haris

CENNETLE MÜJDELENEN SAHABİLER (AŞERE-İ  MÜBEŞŞERE)

Hz.Ebu Bekir

Hz.Saad b.Ebi Vakkas

Hz.Ömer

Hz.Zübeyr b. Avvam

Hz.Osman

Hz.Talha b.Ubeydullah

Hz.Ali

Hz.Ebu Ubeyde b.Cerrah

Hz.Abdurrahman b.Avf

Hz.Said b.Zeyd     (Hz.Ömerin eniştesi )

MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI

İslam'ın Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı.

 l) Müslümanlar,

2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.
Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).

HABEŞİSTAN'A HİCRET

"Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür." (en-Nahl Sûresi, 41)

a) Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M.)
Müşriklerin ezaları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibadet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi.
Müslümanlar Habeşistan'a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin (Peygamberliğin) 5'inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zatlar da vardı.

b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)
İlk hicret edenler Habeşistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Harem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda "secde ayeti" bulunduğu için, Allah'a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20'inci ayetlerinde müşriklerin putlarından "Lat, Uzza ve Menat'ın" isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir şayianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şayia ta Habeşistan'da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi. Müslümanlar, Habeşistan'dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yılında (616 M.) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi 2'inci defa Habeşistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer Tayyar'dı.

 

İSRA VE MİRAC MÛCİZESİ (Receb 621 M.)

a) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Miracı
İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri'nin 11'inci yılı Recep ayının 27'inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin "İsra ve Mirac" mûcizesi gerçekleşti.
İsra, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mirac ise, yükseğe çıkmak ve yükselme aleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyan ettiği ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semalara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye "İsra ve Mirac" denilmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de el-İsra Sûresi'nin 1'inci ayetinde: "Kulu Muhammed (s.a.s.)'i, bir gece Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir. Doğrusu O işitir ve görür." buyrulmuştur.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya olan miracı, yukarıda anlamı yazılan ayet-i kerime ile sabittir. Mescid-i Aksa'dan semalara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahih hadis-i şeriflerden öğrenmekteyiz. Hadis-i şeriflerde anlatılanların özeti şöyledir.
Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kabe'nin "Hatim" denilen kısmında iken, Cebrail'in getirdiği "Burak" denilen bineğe binerek Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya gelip burada namaz kılmıştır. Buradan da "Mirac" denilen alete binerek, semalara yükselmiştir. 1'inci semada Hz. Adem, 2'inci semada Hz. Yahya ve Hz. İsa, 3'üncü semada Hz. Yûsuf, 4'üncü semada Hz. İdris, 5'inci semada Hz. Harûn, 6'ıncı semada Hz. Mûsa ve 7'inci semada Hz. İbrahim ile görüştü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) 'i selamlayıp tebrik ettiler, "hoşgeldin salih kardeş," dediler.
Daha sonra "Sidretü'l-münteha"ya yükseldi. Orada kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü'l-münteha'dan ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir alemdi. Buraya kadar beraber oldukları Cebrail de buradan öteye geçememiş, "benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarım..." demiştir
Miracta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine nice alemler gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vasıtasız vahyetti. Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)'e üç şey verildi.
1) Beş vakit namaz farz kılındı.
2) Bakara Sûresi'nin son iki ayeti (Amene'r-rasûlü...) vahyedildi.
3) Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet'e girecekleri müjdesi verildi.

b) Mirac Mûcizesine Karşı Müşriklerin Tutumu
Peygaber Efendimiz, miracı ve miracda gördüklerini ertesi sabah anlattı. Mü'minler Rasûlullah (s.a.s.)'i tasdik ve tebrik ettiler. Müşrikler ise inkar ettiler. Bir gecede Kudüs'e gidip gelmek imkansız bir şey, dediler. İçlerinde Kudüs'e gitmiş ve Mescid-i Aksa'yı görmüş olanlar vardı.

 

- Mescid-i Aksanın kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne var? diye Rasûlullah (s.a.s.)'i soru yağmuruna tuttular.
Hz. Peygamber bu konuyu daha sonra şöyle anlatmıştır:
"Kureyş bana seyahat ettiğim yerler, özellikle Mescid-i Aksa ile ilgili öyle şeyler sordular ki, İsra gecesi bunlara hiç dikkat etmemiştim. Fakat Cenab-ı Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasındaki mesafeyi kaldırdı. Ne sordularsa, oraya bakarak cevap verdim".
Bu durumda ne yapacaklarını şaşıran müşrikler Hz. Ebû Bekir'e koştular. Muhammed dün gece Kudüs'e gidip geldiğini, göklere çıktığını... söylüyor. Buna da mı inanacaksın, dediler. Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:
"Bunu O söylemişse inandım gitti. Ben O'nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum..." dedi. Bu yüzden Hz. Ebû Bekir'e "Sıddik" denildi.
Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsra ve Mirac aynı gecede; Rasûlullah (s.a.s.) 'in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık halde iken olmuştur. İsra ile Miracın ayrı gecelerde olduğunu, rüya halinde ve rûhani olarak vuku bulduğunu kabûl eden bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır.
c) Mirac'ta Teşri Kılınan Hükümler
Kur'an-ı Kerim'de, Mirac'ın en yüksek hali anlatılırken:
"(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu. Allah Kulu'na vahyettiğini o anda vahyetti..." (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadır.

Bu ayetlerden Rasûlullah (s.a.s.)'e, Mirac'ta pek çok esrar ve maarifin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Baştan sona Mirac ve Mirac'ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsra Sûresi'nin 80'inci ayetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'e: "Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine'ye) koy, salim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar" diye dua etmesi emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 'inci ayetinde ise:
"De ki: Hakk geldi, batıl yok olup gitti, esasen batıl yok olmağa mahkûmdur" buyurularak çok yakında İslam'ın küfre galebe çalacağına, neticede Mekke'nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafından fethedilip Kabe'nin putlardan temizleneceğine işaret olunmuştur. Yine aynı sûrenin 23-29'uncu ayetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer almıştır. Bu ayetlerin anlamları şöyledir:
"Rabb'ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara "öf" bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle. Onlara şefkatle tevazu kanadını ger ve 'Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimamla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge..' diye onlar için dua et.
Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir. İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar.
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver. Elindeki malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanla kardeş olmuşlardır. Şeytan ise Rabb'ına karşı son derece nankördür.
Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bari onlara yumuşak söz söyle (sert davranma).
Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma. Yoksa pişman olur, açıkta kalırsın,
Şüphesiz Rabb'n, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir. O, kullarını gören ve her şeyden haberdar olandır.
Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.
Sakın zinaya yaklaşmayın. Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.
Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardım görmüştür.
Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetimin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.
Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin). Rabb'ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen kötü şeylerdir.
Bunlar Rabb'ının sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber bir başka tanrı edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem'e atılırsın." (İsra Sûresi, 23-29).

Bu ayetlerdeki ilahi emirler şöylece özetlenebilir:
1) Allah'tan başkasına kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi muamele edin,
3) Hısıma,yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarınızı öldürmeyin,
6) Zinaya yaklaşmayın,
7) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymayın,
8) Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
9) Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartıyı tam yapın,
11) Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.

 

Peygamber! Kalk, azab ile korkut. Rabbinin adını (namazda tekbir ile) yücelt..." (Müddessir Sûresi, 1-3) anlamındaki ayetler inince, Rasûlüllah (s.a.s.) Cibril (a.s.)'ın tarifi ile abdest alıp namaz kılmıştır. Rasûlüllah (s.a.s.)'in Cibril'e uyarak kıldığı bu ilk namaz, sabah vaktinde kılınmıştır. Aynı gün akşam namazını Hz. Hatice ile cemaatle kıldılar. Ertesi gün bu cemaate Hz. Ali, daha sonra Hz. Ebû Bekir ve Zeyd b. Harise de katıldı. Böylece, (Mirac'da 5 vakit namaz farz kılınmadan önce) Risaletin başlangıcından itibaren Rasûlüllah (s.a.s.) ve Müslümanlar, akşam ve sabah olmak üzere, günde iki vakit namaz kılıyorlardı.
Bu iki vakit namazdan başka, "Müzzemmil Sûresi"nin ilk ayetleri ile "gece namazı" farz kılınmıştı. Müslümanlar geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyorlardı. Gece namazı bir sene kadar farz olarak devam ettikten sonra, aynı sûre'nin son ayeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldırıldı, nafile (tatavvu) namaz oldu. Mirac'da farz kılınan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar kaldırıldı. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e has, ona ait olmak üzere gece namazının farziyeti devam etti. (Bkz. İsra Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi, 2/231-232, Hadis No: 227'nin açıklaması; Tahir Olgun, İbadet Tarihi, 28-38, İst., 1946)

 

MÜSLÜMANLARIN MEDİNE'YE HİCRETLERİ
Hicret bir yerden başka bir yere göç etme demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de Müslümanlar barınamaz hale gelmişlerdi. Bu sebeple 2'inci Akabe Biatında Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı. Rasûlullah (s.a.s.) "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi..." diyerek Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi. 2'inci Akabe Biatı, Peygamberliğin 12'nci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. 13'üncü yılın ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme(121), en son hicret eden ise Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası Abbas'tır.
Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, ailesini, kabilesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Rasûlullah (s.a.s.)'in müsadesiyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhacirûn" adı verilmiştir.
Medine'de muhacirleri misafir eden, onlara bütün imkanları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da "Ensar" denilmiştir.

 HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HİCRETİ

Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke'de iken Abdullah b. Uraykıt adında henüz müslüman olmamış, fakat son derece emin bir şahsı kılavuz olarak kiralayıp develeri de ona teslim etmişlerdi.(133) Kılavuz Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri mağaraya getirdi. Devenin birine Rasûlullah (s.a.s.) ile Ebû Bekir diğerine ise kılavuz Abdullah ile Ebû Bekir'in kölesi Amir b. Füheyre bindiler. Sahili takibederek Medine'ye doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü Kuba'ya ulaştılar.
Rasûlullah (s.a.s.)ilk vahiy Hira (Nûr) dağı'ndaki mağarada gelmişti. Hira'daki mağara ile Sevr'deki mağara arasında geçen müddet, Rasûlullah (s.a.s.) 'in Peygamberlik hayatının Mekke Devri'ni teşkil etmişti. Sevr dağı'ndaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke Devri'nin sonu, Medine Devri'nin başı olmaktaydı.

 

Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Rasûlullah (s.a.s.)'i Medine'ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Rasûlullah (s.a.s.) burada Amr b. Avf Oğulları'nda 14 gece misafir kaldı.(136) Bu esnada Kur'an-ı Kerim'de "takva üzere yapıldığı" bildirilen Kuba Mescidi'ni bina etti ve burada namaz kıldı.
 

İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe
14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti. Yolda "Salim b. Avf oğulları"na ait "Ranûna Vadisi"nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.
İlk hutbede Allah'a hamd ve sena ettikten sonra hutbe okudu.
  HİCRETİN İSLAM TARİHİNDEKİ ÖNEMİ

Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslam'a yayılma imkanı sağlamış, böylece İslam inkılabının başlangıcı olmuştur. Bu itibarla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer'in hilafeti esnasında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicri-Kameri Takvim için "takvim başı" olarak kabûl edilmiştir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622'de olmuştur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür.
Hicretle, 23 yıl süren Peygamberlik devrinin 13 yıllık Mekke Devri sona ermiş, 10 yıllık Medine devri başlamıştır.

HİCRET SONRASI MEYDANA GELEN OLAYLAR KRONOLOJİSİ

HİCRETİN 1.YILI (622-623)

a-Ezanın kabulü: Abdullah bin zeyd ve Hz. Ömerin rüyalarında ezanın bu günkü şeklini görmeleri ve Peygamber tarafından kabulü.

b-İlk Nüfus sayımı: Yapılan sayıma göre Medinedeki müslüman  nüfusu 1500 civarındaydı.

c-Yahudilerle yapılan vatandaşlık andlaşması ve Mesine İslam şehir Devletinin kurulması Ve devlet başkanı olarak Hz. Muhammed sav. in olması

d-Peygamberimiz sav.in Hz Ayşe ile evlenmesi

HİCRETİN 2.YILI (623-624)

a-Cihada izin verilmesi: Cihad her müslümana farz-ı kifayedir.  (Hacc 39-40 ), ( Tevbe 36), ( Enfal 58)

b-ilk seriyye ve gazaların yapılması: Hz.Hamzanın ve Ubeyde bin Haris’in seriyyesi, Ebva  gazası ( hicretin 2. yılı Safer ayı), Buvat gazası ( hicretin 2. yılı), Uşeyre gazası(hicretin 2. yılı), Küçük Bedir (hicretin 2. yılı),  Büyük Bedir gazası ( 13 mart 624  M./ 17 Ramazan 2 H.), Beni Kaynuka gazası ( Nisan 624 M. / Şevval 2 H.), Sevik gazası (Mayıs 624 M./ Zilhicce 2 H.),

c-Kıblenin değişmesi: Müslümanların ilk kıblesi Kudüste bulunan Mescid-i Aksaya doğru iken  “Ey Muhammed ! Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu , gökten haber beklediğini görüyoruz.Elbette seni hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Bundan böyle yüzünü Mescid-i Harama  (kabe) doğru çevirNerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin “. (Bakara 144)

 

HİCRETİN 3.YILI (624-625)

a- Uhud gazası( 27 mart 625 M. / 2 Şevval 3 H.), Hamraü’l Esed gazası ( hicretin 3. yılı)

b-Hz. Muhammed sav.Hz.Hafsa (Hz. Ömerin dul kızı)  validemizle  ve Hz. Zeynep (Huzeyme kızı Fakirlerin anası diye bilinir) ile evlenmesi.

c-Hz. Osmanın ra. Peygamberimiz sav in kızı  Ümmü gülsüm ile evlenmesi

HİCRETİN 4.YILI (625-626)

a-Reci’ vakası ( Müslüman  6 öğretmenlerin öldürülmesi olayı ) ve Bi’ri Maune faciası (Müslüman  70 öğretmenlerin öldürülmesi olayı)

b- Beni Nadir gazası (Ağustos 625 M./ Rabiulevvel 4 H.)

c- Peygamberimiz sav. in Ümmü seleme ile evlenmesi

d-Içki ve kumarın yasaklanması “ Ey mü’minler , içki içmek , kumar oynamak , ibadet için dikilen putlar , fal okları şeytanın işi olan pisliklerdir. Bunlardan uzak durasınız ki kurtuluşa eresiniz.Muhakkak  şeytan , şarap ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak , Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlara son verdiniz değilmi? ( Maide 90-91)

HİCRETİN 5.YILI (626-627)

a- Beni Mustalik gazası (17 Aralık 626 M./ 2 Şaban 5 H.), Hendek Gazası ( Şubat 627 M.7 Şevval 5 H.), Beni Kureyza gazası Mart 627 M./ Zilkade 5 H.)

b-Peygamberimiz sav.in Cahş kızı Zeynep ile evlenmesi

c- Müzeyne kabilesinin müslüman olması

HİCRETİN 6.YILI (627-628)

a-Müreysi gazası  ( Cüveyriyenin kabilesi ile yapılan savaş)

b- Peygamberimiz sav.in Müstalik oğulları kabilesinin reisinin kızı Cüveyriye ile evlenmesi

c- Teyemmüm abdestinin farz kılınması

d-İfk Hadisesi ( Hz. Ayşe validemize  zina iftirası atılması)

e-Hudeybiye barışı ( Mekkeli müşrikler ile yapılan antlaşma)

f-İslam devleti Arap yarımadasının en büyük devleti oldu.

HİCRETİN 7.YILI (628-629)

a-Hükümdarları islama davet edilmeye başalandı. Mektup gönderilen ülkeler şunlardır: 1-Bizans İmparatoru Heraklius 2-İran kisrası Hüsrev Perviz  3-Habeş kıralı Necaşi  4- Mısır valisi Mukavkıs  5-Yemen valisi  6-Bahreyn  ve Umman emirleri  7-Busra emiri

b- Hayber gazası( Mayıs 628 M./ Muharrem 7 H.)

c- Peygamberimiz sav in Hayber reislerinden Huyey kızı Safiye ile evlenmesi

d-Habeşistandaki son müslüman kafilesi döndü

e-Kabeyi ziyaret

e- Peygamberimiz sav in  Haris kızı Meymune ile evlenmesi

f- Peygamberimiz sav in Maria ile evlenmesi

HİCRETİN 8.YILI (629-630)

a-Mute savaşı  ( Cemaziyelevvlel H-8), Mekkenin Fethi ( 11 Ocak 630 M./ 20 Ramazan 8 H.), Huneyn gazası ve Evtas gazası (27 Ocak 630 M./ 6 şevval 8 H.), Taif gazası (Şubat 630 M./ Şevval 8 H.)

b- Peygamberimiz sav in oğlu ibrahim’in doğması  ve Kızı Zeynebin ölmesi

HİCRETİN 9.YILI (630-631)

a- Tebük Gazası( Eylül 630 M./ Recep 9 H.)

b- Çeşitli kabilelerden islama girmek için elçilerin gelmesi

c-Hac farz kılındı

d-ZekatKabilelerden zekat toıplanmaya başlandı.

HİCRETİN 10.YILI (631-632)

a-Veda haccı  (Zilkade ayı)

b- Peygamberimiz sav in oğlu ibrahim’in ölümü

HİCRETİN 11.YILI (632-633)

a- Hz. Muhammedin hastalanması

b- Hz. Muhammedin sav Vefatı  ( Rabiülevvel ayı 13 pazartesi )

c-Hz Ebu Bekir ra.ın halife seçilmesi

SAVAŞA İZİN VERİLMESİ

İLK SERİYYELER
Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hareketini kontrol altında tutmak, Medine'yi muhtemel bir tecavüzden korumak için, civardaki bazı bölgelere "keşif kolları" (seriyye) göndermiş, fakat kendilerine silahlı tecavüz olmadıkça çarpışma izni vermemiştir.
Hicretin ilk yılında üç seriyye gönderilmiştir. İlk seriyye, Hz Peygamber (s.a.s.)'in amcası. Hz. Hamza komutasındaki 30 kişilik seriyyedir. İslam'da ilk sancak bu seriyyeye verilmiştir.
2'inci seriyye, Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Haris'in oğlu Ubeyde komutasında; 3'üncüsü ise Sa'd b. Ebi Vakkas komutasında gönderilmiştir.
 Bu seriyyeler, hicretin 7-8 ve 9' uncu (Ramazan, Şevval ve Zilkade) aylarında gönderilmiştir.
Seriyye: Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisinin bulunmadığı küçük harp müfrezesi demektir.

 Gazve: Rasûlullah (s.a.s.)'in katıldığı ve bizzat idare ettiği askeri harekata ise "Gazve" denir. Seriyyeler, genellikle gece çıkarılan ve sayıları 5-400 arasında değişen askeri birliklerdir. Gazvelerin sayısı 19'dur. Seriyyelerin sayısı daha çoktur.

 

Rasûlullah (s.a.s.)'in ilk gazvesi, 60 kişilik müfreze ile Ebva Köyüne yapılan gazvedir. Hicretin ikinci yılı Safer ayı başında yapılmıştır.

Aynı yıl içinde sırasıyla Buvat, Uşeyre, Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur. İlk dördünde düşmanla karşılaşma olmamış, kan dökülmemiştir. Büyük Bedir Gazvesi, Müslümanların yaptığı ilk savaş olmuştur.

BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)
"Siz güçsüz bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti". (Al-i İmran Sûresi, 123)
a) Kureyş'in Gönderdiği Kervan
Kureyş Medine'yi basıp Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu. Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebû Süfyan'ın başkanlığında büyük bir ticaret kervanını Medine yolu ile Şam'a göndermişlerdi. Kervan döner dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi.
Gönderdiği seriyyeler (keşif birlikleri) vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke'de olup bitenleri, yapılan hazırlıkları tamamen öğrenmişti.. Dönüşünü haber alınca, kervanı ele geçirmek üzere, Ramazan'ın 12'inci günü Abdullah b. Ümmi Mektûm'u imam bırakarak 313 kişi ile Medine'den çıktı. Yolda ensardan Ebû Lübabe'yi Medineye muhafız tayin ederek, geri çevirdi. 8 kişi de mazeretleri sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muhacir, diğerleri de ensardan omak üzere 305 kişi kaldılar. 6 zırh, 8 kılıç, 3 at, 70 develeri vardıEbû Süfyan, dönüşte Müslümanların kervana saldırma ihtimaline karşı Mekke'ye haberci göndererek korunması için yardım istemişti. Esasen aylardan beri savaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû Leheb'den başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı, 700'ü develi, diğerleri de yaya idi. Zırh, ok, mızrak, kılıç gibi her türlü savaş alet ve silahları tamamdı. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle sefere katılamamış, yerine bedel göndermişti.

Bedir deve yürüyüşü ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesafede bir köydü. Her yıl burada panayır kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi. Kureyş ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun başını tutmuştu. Ebû Süfyan idaresindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise, henüz Müslümanlar Medine'den çıktıkları sıralarda, sahil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış, Kureyşlilere de geri dönmeleri için haber göndermişti. Fakat, ordusuna çok güvenen Ebû Cehil, mutlaka savaşmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip, Bedir'e kadar ilerlemişler ve burada karargah kurmuşlardı.

Müşrikler savaş alanında 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtılar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düşmanlık gösteren Kureyş büyükleriydi. Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de ölenler arasındaydı. Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı muhacirlerden, 8'i de ensardan olmak üzere 14 kişiydi.
Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci meydana getirdi. Mekke ise mateme büründü. Ebû Leheb bir hafta sonra üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyşiler, Müslümanlar sevinmesinler diye yas tutmadılar.
Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Bedir'de üç gün daha kaldı. Şehitler defnedildi. Meydanda kalan müşrik ölüleri açılan bir çukura gömüldü.

-BENİ KAYNUKA YAHÛDİLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARILMASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine'de Yahûdilerle anlaşmalar yapmış, onlarla barış içinde olmak istemişti. Fakat Yahûdiler daima düşmanca bir davranış içinde oldular. Her fırsatta Evs ve Hazrec Kabileleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp, Müslümanları birbirine düşürmeğe çalıştılar. Kendileri ehl-i kitab ve tek Allah inancında oldukları halde, "müşrikler, mü'minlerden daha doğru yolda" dediler. Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp, akşam dönerek, Müslümanlarla alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine şiirler yazdılar. Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hak peygamber olduğunu da biliyorlar, buna rağmen düşmanlık ediyorlardı.
Müslümanlarla Medine'deki Yahûdi kabileleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan Kaynukaoğulları oldu.
Müslümanlardan bir kadın, Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken, bir Yahûdi, kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış, kadın kalkıp gitmek isteyince her tarafı açılıvermişti. Kadının feryadı üzerine yetişen bir Müslüman bu Yahûdiyi öldürmüş, orada bulunan Yahûdiler de bu Müslümanı öldürmüşlerdi. Bu olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası açıldı. Rasûlullah(s.a.s.) Beni Kaynuka'ya muahedeyi yenilemeyi teklif etti, onlar buna yanaşmadılar.
 Şevval ayı ortalarında ordusu ile Beni Kaynuka'yı muhasara etti. Kuşatma 15 gün sürdü. Kaynukaoğulları diğer Yahûdi kabileleri ve münafıklardan bekledikleri yardımı göremeyince, teslim olmağa mecbûr oldular. Muahedeyi bozdukları, vatana ihanet ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoğulları daha önce Hazrec kabilesinin himayesindeydi. Hazrec kabilesi eşrafından, münafıkların başı Ubeyy oğlu Abdullah, bunu bahane ederek bunların öldürülmemeleri için ısrar ettiğinden, Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çıkarılmalarını emretti. Böylece, 700 kişiden ibaret Kaynuka Yahûdileri, Medine'den Şam tarafına sürüldüler. Ele geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-male (Devlet hazinesine) ayrıldı.Geri kalanı gazilere paylaştırıldı. Toprakları da, topraksız Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar, Yahûdilerin en cesûru sayılan Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

SEVİK GAZASI (Zilhicce 2 H./Mayıs 624 M.2)
Bedir Savaşında Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüş, Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti. Ebû Süfyan, Müslümanlarla savaşıp, Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına yaklaşmayacağına, yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti. 200 atlı ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mesafede Urayz Köyü'ne gelmiş, çift sürmekte olan ensardan Sa'd b. Amir ile hizmetçisini şehit edip bir kaç ev ve hurma ağacını ateşe verdikten sonra, "yeminim yerine geldi", diyerek dönüp kaçmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumu duyunca 80 süvari, 120 yaya ile hemen takibe çıkmış ise de Ebû süfyan sür'atle kaçtığı için yetişememiştir. Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu, kavrulmuş un (sevik) Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un, kavut) Gazası denilmiştir.

 

UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)
"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanmışsanız üstün gelecek sizsiniz. (Al-i İmran Sûresi, 139)
a) Savaşın Sebebi
Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, As b. Hişam gibi Kureyş'in önde gelen simaları vardı. Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.
Bedir'de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfyan'a başvurdular. Darun'-Nedve'de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplayıp Medine'yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler.
Mekke dışındaki müşrik Arap kabilelerine, şairler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir'de öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyecana getirdiler. 50 bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke'den katılanlarla, 700'ü zırhlı, 200'ü atlı omak üzere, Ebû Süfyan'ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyan'ın karısı Hind olmak üzere Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte bulunuyorlardı.

Ebû Süfyan komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Halid, sol kanadına Ebû Cehil'in oğlu İkrime, süvarilere Ümeyye oğlu Safvan, okçulara ise Rabia oğlu Abdullah komuta ediyordu.
Kureyşli kadınlar, Bedir'de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.
 

l) Uhud Savaşı'ndan Üç Safha
Uhud Savaşı'nda üç safha yaşandı:
İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20'den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar.
İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Rasûlullah (s.a.s.)'in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler.
Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrafında toplanıp, karşı hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular.
Müşriklerin Uhud'dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi. Cenaze namazlarını ise, bu tarihten 8 sene sonra kıldı.

 HAMRAÜ'L-ESED GAZVESİ
Müşrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imha etmeden savaş alanından ayrıldıklarına pişman oldular. Aralarında, geri dönüp Medine'yi basmayı konuştular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün sonra, Uhud Savaşı'na katılmış olan ashabını toplayarak Medine'den 16 km. kadar uzakta "Hamra'ü'l-Esed" denilen yere kadar müşrikleri takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib edildiklerini öğrenince, korktular; Medine'yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke'ye döndüler

 

 NADİROĞULLARI GAZVESİ (Rabiulevvel 4 H./Ağustos 625 M.)
Beni Nadir Yahûdileri Medine'ye iki saatlik bir mesafede oturuyorlardı. Aralarındaki anlaşma gereğince, Müslümanların ödedikleri diyete, Yahudi kabilelerinin de katılması gerekiyordu. Amir oğullarından, Amr b. Ümeyye'nin yanlışlıkla öldürdüğü iki kişinin diyeti ödenecekti. Rasûlullah (s.a.s.) yanına ashabından 10 kişi alarak, diyetten paylarına düşeni istemek üzere Nadiroğulları yurduna gitti. Yahudiler, Rasûlullah (s.a.s.)'in teklifini kabul etmiş göründüler, fakat ayaklarına kadar gelişini fırsat sayarak, Rasûlullah (s.a.s.)'e sû-i kast yapmayı planladılar.
Bir evin gölgesinde oturmakta olan Hz. Peygamber (s.a.s.)'in üzerine, evin saçağından bırakacakları büyük bir taşla O'nu öldürmek istediler.
Cenab-ı Hakk, peygamberini Yahûdilerin hazırlığından haberdar etti. Rasûlullah (s.a.s.) oradan ayrılıp Medine'ye döndü. Yahûdilerin tuzağını ashabına bildirdi. Bu davranışlarıyla Nadiroğulları anlaşmayı bozmuşlardı. Rasûlullah (s.a.s.), Muhammed b. Mesleme'yi bunlara göndererek 10 gün içinde Medine'yi terk etmelerini, 10 günden sonra kim kalırsa boynunu vuracağını kendilerine bildirdi. Yahûdiler yol hazırlığına başladılar. Fakat, münafıkların başı Übeyyoğlu Abdullah:
-"Medine'den çıkmayın, biz size yardım ederiz, Kurayzaoğulları da yardım edecek, diye gizlice haber gönderdi.  Bu sebeple Nadiroğulları yol hazırlığından vazgeçip kendilerini savunmaya karar verdiler.
Rasûlullah (s.a.s.) Rabiulevvel'de Nadiroğulları yurdunu kuşattı. Nadiroğulları bir yıllık yiyeceklerini depo ettikleri kalelerinin sağlamlığına güveniyorlard. Kuşatma, 15-20 gün sürdü. Savaş sokaktan sokağa, evden eve atlayarak devam etti. Rasûlullah (s.a.s.) Yahûdilere siper olan, savaşı zorlaştıran hurma ağaçlarını kestirdi.
Nadiroğulları, münafıklardan da, Kurayzaoğullarından da bekledikleri yardımı görmediler. Muhasaranın kaldırılması için eman dilediler. Beraberlerinde götürebildikleri kadar mal ile Medine'den çıkmalarına izin verildi. 600 deve yükü eşya ile Medine'den ayrıldılar. Bir kısmı Şam'a, bir kısmı Filistin'e göç etti. Selam, Kinane ve Huyey ismindeki reisleri ise Hayber'e sığındılar. Üzüntülerini belli etmemek için, şarkılar söyleyip, defler çalarak Medine'den ayrıldılar. Bunlar daha sonra Hendek Savaşı'nı hazırladılar.
50 zırh, 50 miğfer, 340 kılıç ve diğer bazı mallar ganimet olarak Müslümanlara kaldı. Rasûlullah (s.a.s.) bu ganimetleri muhacirlere ve yoksullara dağıttı.
Uhud Savaşı'ndan sonra Müslümanların itibarı sarsılmıştı. Nadiroğulları'nın Medine'den çıkarılmasıyla, Medine civarındaki müşrik kabileleri arasında Rasûlullah (s.a.s.) 'in nüfûzu tekrar kuvvetlenmiş oldu.

 BENİ MUSTALIK GAZASI (MÜREYSİ' SAVAŞI) (2 Şaban 5 H./17 Aralık 626 M.)
Mustalikoğulları Huzaa kabilesindendir. Necid bölgesinde, Medine'ye 9 günlük bir yerde yerleşmişlerdi. Müslümanlarla iyi geçiniyorlardı. Fakat, Kureyşlilerin teşvikiyle kabile reisi Ebû Dırar oğlu Haris çevrede yaşayan bedevi kabilelerle birleşerek Medine'ye baskın için hazırlığa başladı. Rasûlullah (s.a.s) durumu öğrenince, Medine'de Zeyd b. Harise'yi kaymakam bıraktı. 30'u atlı, 1000 kişilik bir kuvvetle Beni Mustalik üzerine yürüdü. (2 Şaban 5 H./17 Aralık 626 M.) Bedeviler, Müslümanların üzerlerine geldiğini duyunca, korkup dağıldılar. Haris'in etrafında sadece kendi kabilesi kaldı.
Beni Mustalık Müreysi' suyu yanında toplanmış henüz hazırlıklarını tamamlayamamıştı. Müslüman olmaları teklif edildi, kabûl etmediler. Fakat Müslümanların düzenli hücûmlarına karşı duramayıp bir saat içinde dağıldılar.
Savaş sonunda, Müslümanlardan bir kişi şehid oldu, müşrikler ise 10 ölü verdiler. Ayrıca, Müslümanlar ganimet olarak 700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler.

şeyleri toplamakla görevlendirilen Safvan b. Muattal geldi. Hz. Aişe'yi görünce, devesini çöktürdü; Hz.Aişe

HENDEK SAVAŞI (Şevval 5 H./ Şubat 627 M.)
Mü'minler, müttefik düşman birliklerini gördüklerinde, "İşte Allah ve Rasûlünün bize vadettiği şey budur. Allah ve Peygamber doğru söylemiştir" dediler. Bu, onların iman ve teslimiyetlerini artırmaktan başka bir şey yapmadı." (el-Ahzab Sûresi, 22)
Bir taraftan karşı tarafa geçmeyi engelleyen derin ve uzun çukara"hendek" denir. Medine'yi savunmak üzere, çevresine hendek kazıldığı için bu savaşa, "Hendek Gazvesi" denildiği gibi, bir çok müşrik ve Yahûdi kabilesi, Müslümanlara karşı birleştiği için" Ahzab Harbi" de denilmiştir.
 Mekke dışındaki bedevi kabilelerin katılmasıyla ordunun sayısı 10 bine ulaştı. Şimdiye kadar böyle bir kuvvet toplanmamıştı. Medine'yi basıp Müslümanlığı yok edeceklerdi. Ordunun başkomutanı Ebû Süfyan idi.

Medine Çevresine Hendek Kazılması
Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'deki hazırlıkları, Kureyş ordusu henüz hareket etmeden haber aldı. Ashabını toplayarak, bu korkunç saldırıya nasıl karşı koyacaklarını istişare etti. Müzakere sırasında, aslen İranlı olan Selman (Selman-ı Farisi):
-Ya Rasûlallah, İran'da düşman saldırısından korunmak için, şehrin etrafına, hendek kazarlar. Biz de öyle yapalım, dedi.
Esasen Medine'nin üç tarafı, evlerin yüksek dış duvarları, yalçın kayalıklar ve sık hurmalıklarla çevrilmişti. Düşman saldırısına karşı, sadece kuzey yönü açıktı. Bu tarafa da, düşmanın geçemeyeceği derinlikte bir hendek kazılırsa, savunma kolaylaşırdı.
Arablarca bilinmeyen bu savunma şekli uygun görüldü. Saldırıya elverişli olan kuzey tarafda hendek kazılacak yer işaretlendi.
Rasûlullah (s.a.s.), ashabını 10'ar kişilik gruplara ayırdı. Her grubun kazacağı kısmı belirlediAçlığa, soğuğa ve her türlü sıkıntıya rağmen, yaklaşık 5,5 km, uzunlukta bir atın karşıya sıçrayamayacağı genişlik ve derinlikte kazılan hendek, düşman gelmeden önce, iki hafta içinde tamamlandı.

 Müşriklerin Medine'yi Kuşatması
Müşrikler, Medine önünde, şimdiye kadar benzerini görmedikleri derin bir hendekle karşılaşınca, şaşırdılar. Bir hamlede Medine'yi alt üst edip, Müslümanları yok edeceklerini hayal etmişlerdi. Bunun kolay olmayacağını gördüler. Hendek boyunca, aşağı-yukarı ilerlediler, geçecek bir yer bulamadılar. Sonunda, Kureyşliler hendeğin batı kısmına, Bedevi kabileler de doğu kısmına karargah kurdular. Böylece Medine'yi kuşattılar. (Şevval 5 H./Şubat 627M.)

10 bin kişlik müşrik ordusu karşısında, Müslümanların sayısı 3 bin kadardı.Yalnızca 36 atları vardı. Önlerinde hendek, arkalarında ise Sel‘ Dağı bulunuyordu. Ancak Beni Kurayza anlaşmayı bozar da müşriklerle işbirliği yaparsa, Müslümanlar çok tehlikeli bir duruma düşeceklerdi. Bu takdirde, Müslümanlar Hendek önünde düşmanla uğraşırken, Yahûdilerin Medine'yi basıp, kadınları ve çocukları kılıçtan geçirmeleri mümkündü. Karşılıklı ok ve taşların atılmasıyla başlayan kuşatma, aralıksız 27 gün sürdü. Müslümanlar açlık ve sefalet içinde, zor ve sıkıntılı günler geçirdiler. Savaşın en tehlikeli bir anında, Beni Nadir Reisi Ahtab oğlu Huyey'in teşvikiyle Beni Kurayza Yahûdileri de anlaşmayı bozup, müşriklerle işbirliğine başladılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için kendilerine gönderdiği Evs kabilesi Reisi Sa'd b. Muaz'ı dinlemediler. Düşmanlıklarını açıkça bildirdiler.
 

Rasûlullah (s.a.s.)'in Duası ve Kuşatmanın Sona Ermesi
Rasûlullah (s.a.s.), o sıkıntılı gün:
-Allah'ım, ey Kur'an'ı indiren ve hesabı tez gören Rabbım; Şu Arap kabilelerini dağıt, topluluklarını boz, iradelerini sars.  diye dua etti. Duası bitince, Rasûlullah (s.a.s.)'in yüzünde sevinç eseri görüldü. Rabb'ımın yardım va'dini size müjdelerim, buyurdu. İşte o akşam, ayet-i celile ve hadis-i şerifte bildirilen "saba rüzgarı" esmeğe başladı. Fırtına ve kasırga çadırları söküp uçurdu, yemek kazanları devrildi, ocaklar söndü, develer ve atlar birbirine karıştı. Müşriklerin ağızları, burunları, gözleri toz-toprakla doldu. Karargahları alt üst oldu. Ortalığı dehşet kapladı. Neye uğradıklarını bilemediler.
 "Ey inananlar, Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın. Üzerinize ordular gelmişti, Biz de onların üzerine rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular (Melekler) göndermiştik." (el-Ahzab Sûresi.9)
"Allah, kafirleri hiçbir zafer elde edemeden, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Savaşta mü'minlere Allah'ın yardımı yetti. Allah yegane kuvvetli ve galib olandır." (el-Ahzab Sûresi, 25)
Bu savaşta, müşriklerden 4 kişi ölmüş, Müslümanlardan 5 kişi şehid düşmüştür. Savaştan sonra Rasûlullah (s.a.s.):
-"Bundan sonra sıra bizde. Müşrikler artık üzerimize gelemeyecek, biz onların üzerine gideceğiz." Buyurdu. Gerçekten de öyle oldu.
KURAYZAOĞULLARI GAZVESİ (Zilkade 5 H,/Mart 627 M.)
a) Savaşın Sebebi
Rasûlullah (s.a.s.) Medine'deki Yahûdi kabileleriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Bunlardan Kaynuka ve Nadiroğullarının, anlaşma hükümlerine uymadıkları için Medine'den çıkarıldıklarını daha önce görmüştük. Kurayza oğulları ise, Uhud Savaş'ından sonra anlaşmayı yeniledikleri için yerlerinde kalmışlardı.
Hendek Savaşında, Beni Kurayza Yahûdileri önce anlaşmaya bağlı kaldılar. Hendek kazılırken, kazma, kürek gibi aletler vererek Müslümanlara yardımcı oldular. Ancak, savaşın en tehlikeli bir anında, Beni Nadir Reisi Huyey b. Ahtab'ın teşvikiyle anlaşmayı bozdular. Müslümanlarla birlikte Medine'yi savunmaları gerekirken, müşriklerle birlikte, Müslümanlara karşı savaşa girdiler. Böylece vatana ihanet suçu işlediler. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için gönderdiği Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muaz'ın sözlerine de kulak asmadılar. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkında çirkin sözler söyleyerek düşmanlıklarını açıkça ilan ettiler. Ancak, Beni Kurayza'dan yaptıklarının hesabı sorulacaktı. Bu sebeple, Hendek Savaşından Medine'ye döner dönmez, Beni Kurayza üzerine sefer emri verildi.
Rasûlullah (s.a.s.) Hendek Savaşı'ndan dönmüş silahlarını çıkarmış, üzerindeki toz-toprağı temizlemek için, gusletmek istemişti. Bu esnada Cibril (a.s.) at üstünde ve toz-toprak içnde geldi:
-"Aa, silahını çıkardın mı; vallahi biz melekler çıkarmadık. Haydi, şunların üzerine yürü", diye Kurayzaoğullarını işaret etti.  Rasûlullah (s.a.s.) derhal Beni Kurayza'ya sefer ilan etti. Ashabın sür'atle yola çıkmalarını sağlamak için,
-Hiç kimse ikindi namazını sakın başka yerde kılmasın, ancak Beni Kurayza yurdunda kılsın, buyurdu.
Ashabın bir kısmı bu emrin zahirine uyarak, namazlarını Beni Kurayza yurduna varınca kıldılar. Bir kısmı da Peygamber (s.a.s.)'in maksadı, acele etmemizi sağlamaktır, diyerek, vakit çıkmadan yolda kıldılar. Hz. Rasûlullah (s.a.s.) her iki zümrenin yaptığını da hoş gördü.
Müslümanların toplanması yatsıya kadar devam etti sayıları 3 bini buldu. Müslümanların üzerlerine geldiğini görünce sövüp-sayarak kalelerine çekilen Beni Kurayza'nın sayısı 900 kadardı.

b) Beni Kurayza'ya Verilen Ceza
Kuşatma 25 gün sürdü. Kurayzaoğulları anlaşmayı bozduklarına pişman oldular. Diğer Yahudi kabileleri gibi Medine'den çıkıp gitmek için izin istediler. Fakat Hz. Rasûlullah (s.a.s.) kayıtsız şartsız teslim olmalarını istedi. Reisleri Ka'b b. Esed'in başkanlığında toplandılar. Ka'b:
-"Tevratta bildirilen son peygamberin bu olduğu anlaşıldı. Müslüman olup kurtulalım, dedi Yahûdiler:
-Biz Tevrat üzerine başka kitab kabul etmeyiz, dediler, Ka'b:
-Öyleyse,kadınları ve çocukları öldürelim. Sonra kaleden çıkıp çarpışalım, belki başarırız, dedi. Onlar:
-Çoluk-cocuğumuz öldükten sonra, yaşamanın ne önemi var, diye cevap verdiler. Ka'b:
-O halde, yarın cumartesi, Müslümanlar bizden emindir. Ansızın hücûm edelim, onları gafil avlayalım, dedi.
-Biz cumartesinin hürmetini bozamayız, diye reddettiler. Sonunda kayıtsız şartsız teslim oldular. Ancak haklarında Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muaz'ın hüküm vermesini istediler.
Beni Kurayza, Evs kabilesinin himayesindeydi. Bu yüzden, Sa'd b. Muaz'ın hakemliğini istiyorlardı. Sa'd, hastaydı. Hendek Savaşı'nda kolundan okla yaralandığı için tedavi görüyordu. Haberi alınca geldi.
-Kur'an-ı Kerim'e göre mi, yoksa kendi kanunlarına göre mi hüküm vermemi istiyorlar, diye sordu. Yahudiler, kendi kanunlarına göre hüküm verilmesini istediler. Sa'd da Tevrat'a göre karar verdi.
a) Savaşabilecek durumdaki erkeklerin öldürülmesine,
b) Kadınların ve çocukların esir edilmesine,
c) Bütün mallarının da zaptedilmesine hükmetti.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
"Ey Sa'd, Allah'ın rızasına uygun hükmettin" buyurdu. Yahudiler de kararın Tevrat'a uygun olduğunu itiraf ettiler. Sa'd'in bu hükmü, Tevrat'ın Tesniye kitabının 20. Babının 10-14 üncü ayetlerine uygun düşmüştü. Bu gün de vatana ihanet edenlere ölüm cezası verilmektedir.
Beni Kurayza hakkındaki hükmü Hz. Ali ve Hz. Zübeyr icra ettiler. Kazılan büyük bir hendeğin kenarında 600 kadar Yahûdinin birer birer boyunlarını vurup hendeğe attılar. İçlerinden 4 tanesi Müslüman olup hayatlarını kurtardılar. Beni Nadir Reisi Huyey b. Ahtab ile Beni Kurayza Reisi Ka'b b. Esed de öldürülenler arasındaydı.
Beni Kurayza'nın malları, mücahidlere paylaştırıldı. Arazisi ise, ensarın rızasiyle muhacirlere verildi.
"Allah, Ehl-i Kitab'dan müşrikleri destekleyen (Beni Kurayza Yahûdi)lerini kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı. Onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz. Yerlerini yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı bile basmadığınız toprakları Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye kadirdir ". (el-Ahzab Sûresi, 26-27)

 

3- HAYBER'İN FETHİ (Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)

a) Savaşın Sebebi
Hayber Medine'nin kuzey-doğusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine'ye 170 km. mesafede büyük bir Yahûdi şehriydi. Yedi kalesi vardı. Hurmalıklarıyla meşhûr, münbit bir vaha'da kurulmuştu.
Hayber, Müslümanlara karşı bir fesad ocağı haline gelmişti. Daha önce Medine'den çıkarılmış olan Yahûdiler de oraya yerleşmişlerdi. Müslümanlara karşı, müşrik bedevi Arabları harekete geçiren, Hendek Savaşını hazırlayan bunlardı. Hendek Savaşında, Beni Kurayza Yahûdilerine, düşmanla işbirliği yaptıranlar da bunlar olmuştu.
Rasûlullah (s.a.s.) Hayber ahalisiyle barış yapmak istiyordu. Hudeybiye'den döndükten sonra, Ravaha oğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderdi. Fakat Yahûdiler barış teklifini kabûl etmediler. Onlar, komşuları Gatafan kabilesiyle birlikte Medine'yi basmak için hazırlanıyorlardı. Hudeybiye Barış Anlaşması'nın, Müslümanların aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanları kuvvetsiz göstermişti. Münafıklar da onları savaşa teşvik ediyorlardı.
Gatafan kabilesi, Müslümanlara karşı Yahûdilerle birlikte hareket etmeyi kübûl etmişti. Düşman hazırlığını tamamlamadan harekete geçmek gerekiyordu. Rasûlullah (s.a.s.), ashabına:
-"Cihadı isteyenler bizimle gelsin" diyerek Hayber üzerine yürüneceğini ilan etti. Hicretin 7'inci yılı Muharrem ayında 2000 atlı ve 1600 piyade ile Medine'den çıktı. Harekatını düşmana sezdirmeden, üç günde Raci' Vadisi'ne ulaştı. Burada ordugahını kurdu. Böylece Gatafan kabilesinden, Yahûdilere gelecek yardımın yolunu kesmiş oldu.
b) Hayber'in Kuşatılması
Rasûlullah (s.a.s.) düşman üzerine gece vakti varırsa, hemen baskın yapmaz, sabahı beklerdi. Bu sebeple geceyi Raci'de geçirdi. Sabah namazını kıldıktan sonra, Hayber üzerine yürüdü.
Sabahleyin, kazma ve kürekleriyle işlerine gitmek üzere evlerinden çıkan Yahûdiler, karşılarında Müslüman ordusunu görünce şaşkınlıkla:
-Muhammed, vallahi Muhammed ve askeri... diye bağrıştılar , geri dönüp kalelerine kapandılar.
Hayber'de hepsi de gayet sağlam 7 kale vardı. En kuvvetlisi ise Kamûs kalesiydi. Hepsinde de bol miktarda silah ve yiyecek vardı. Yahûdiler savaş için hazırlıklıydılar. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.)'in sulh teklifini kabûl etmediler.

c) Son Kale ve Fethin tamamlanması
Yirmi gün kadar devam eden kuşatma ve savaş sonunda, bütün kaleler birer birer zaptedildi. Sadece Kamûs kalesi kaldı. Bu kalenin kumandanlığında, Arablarca bin cengavere bedel sayılan meşhûr Yahûdi pehlivanı Merhab bulunuyordu. Her gün sıra ile ashabın ileri gelenlerinin komutasında yapılan hücumlardan bir sonuç alınamamıştı. Nihayet Rasûlullah (s.a.s.) bir gün:
-Yarın sancağı bir kişiye vereceğim ki, Allah Hayber'in fethini O'nun eliyle müyesser kılacak. O kişi Allah ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever, buyurdu. Bu yüce şerefin kime nasib olacağı bilinmediğinden, herkes o gece ümitle sabahlamıştı. Hz. Ali'nin gözlerinde şiddetli bir ağrı vardı. Bu yüzden hiç kimsenin hatırından O geçmiyordu. Sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.s.):
-Ali nerede? Bana O'nu çağırın, buyurdu.
-Ya Rasûlallah, gözleri ağrıyor, dediler ve yederek huzuruna getirdiler.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) dua edip üfledi. Hz. Ali'nin gözleri derhal iyileşti, sanki hiç ağrımamış gibi oldu. Sonra sancağı O'na verdi.
Hz. Ali, Yahûdileri önce İslam'a çağırdı; kabûl etmediler. Sulh teklifine de yanaşmayıp, savaşa devam ettiler.
İlk önce Merhab kaleden çıktı. Kahramanlık şiirleri söyleyerek meydan okudu. Karşısına çıkacak er diledi. O'na karşı bizzat Hz. Ali çıktı, kahramanca dövüşerek bu güçlü Yahûdiyi yere serdi. Merhab öldürülünce, Yahûdiler fazla dayanamadılar. Ümitsizliğe düşüp kaleyi teslim ettiler. Böylece Hayber feth edildi; Hz. Ali de Hayber Fatihi oldu. Savaş sırasında Yahûdilerden 93 kişi ölmüştü, Müslümanlar ise 15 şehit vermişlerdi.

d) Hayber Arazisi
Savaş sonunda Hayber arazisi, Müslümanların eline geçti. Ancak Yahûdiler, bu topraklarda yarıcı olarak çalışmak istediler; istekleri kabûl edildi. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) her yıl mahsûl zamanı Ravahaoğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderirdi. Abdullah da mahsûlü iki eşit kısma böler, yarısını Yahûdilere bırakır, diğer yarısını da Medine'ye götürürdü.
Yahûdiler, Hz. Ömer'in hilafeti zamanına kadar yerlerinde kaldılar. Hz. Ömer'in hilafetinde, Arabistan dışına çıkarıldılar.

 

1- MÛTE SAVAŞI (Cumade'l-ûla 8 H./Eylül 629 M.)
a) Savaşın Sebebi
Mûte Savaşı, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasında yapılan ilk savaştır. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elçisinin öldürülmesidir.
Rasûlüllah (s.a.s.), İslam'a davet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiği sırada, Sûriye'de Busra (şimdiki Havran) Emiri Şürahbil'e de Haris b. Umeyr ile bir mektup göndermişti. Gassani Araplarından Şürahbil, Hristiyandı. Bizans'ın himayesinde bulunuyordu.
Haris, Şürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasında rastladı. Elçi olduğunu söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mektubunu verdi. Fakat, Şürahbil, devletler arası hukuk kurallarını çiğnedi, Rasûlüllah (s.a.s.) elçisini öldürttü.
Şimdiye kadar Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemişti. Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlığa ve hukuk kurallarına aykırı bir davranış sayıldığı gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) üç bin kişilik bir kuvvet hazırlayarak, azadlı kölesi Harise oğlu Zeyd'in komutasında yola çıkardı(298) Elçi Umeyr oğlu Haris'in şehid edildiği Mûte'ye kadar gidilmesini, Şürahbil ve maiyetinin İslam'a davet edilmesini, kabûl etmezlerse savaşılmasını emretti.(299) "Kadınları, çocukları, yaşlıları öldürmeyin. Evleri yıkıp harap etmeyin, ağaçları kesip, tahribatta bulunmayın!" dedi. Orduyu "Seniyyetü'l-veda" denilen ayrılık tepesi'ne kadar uğurlayan Hz. Peygamber (s.a.s.):
- "Zeyd şehid olursa, komutanlığı Cafer alsın; Cafer de şehit düşerse, Ravaha oğlu Abdullah komutan olsun." buyurdu.

b) İki Tarafın Durumu ve Aradaki Eşitsizlik
Müslüman ordusunun hareketini Şürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüzam, Kayn, Belkın, Behra gibi Hristiyan Arap kabilelerinden büyük bir kuvvet hazırladı. Ayrıca durumu Bizans İmparatoruna bildirerek, ondan da yardım istedi. Böylece Şürahbil, 200 bin kişilik büyük bir ordu topladı. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmişti.  İmparator Hirakl de işi önemseyerek, Belkadaki Meab şehrine kadar geldi. Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarına girdikten sonra düşmanın gücü ve hazırlıkları hakkında bilgi edinebildiler.
İki taraf arasında gerek sayı, gerek silah ve teçhizat bakımından korkunç bir fark vardı. Tarihte, iki taraf arasında böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiştir. 200 bin (bazı rivayetlerde 100 bin) kişilik bir kuvvet karşısında üç bin mücahid ne yapabilirdi? Fakat, savaşmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan'da, Mücahidlerin ileri gelenleriyle toplanıp durumu istişare etti. Acaba, durumu Rasûlüllah (s.a.s.)'e bildirip alınacak cevaba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravahaoğlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.
- Arkadaşlar, çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şeydir, yani şehid olmaktır. Dinimizi yüceltmek için savaşalım. Ya şehid, ya gazi olacağız. Bunun ikisi de güzel değil mi ? dedi.
Abdullah'ın konuşması mücahitlerin maneviyatını yükseltti. Hepsi de:
- Ravahaoğlu doğru söylüyor. Savaşmalıyız, dediler.

c) Komutanlar Sırayla Şehadet Şerbetini İçtiler
İki ordu Mûte'de karşılaştı. Zeyd, sancak elinde, ileri atıldı. Kahramanca çarpıştı, ölümden yılmadığını gösterdi. Fakat düşman mızraklarının arasında şehid düşdü.
Zeyd şehid olunca, sancağı hemen Cafer aldı. Emsalsiz kahramanlıklar gösterdi. Önce sağ eli kesildi, sancağı sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollarıyla sancağa sarıldı. Pek çok yara aldığı halde son nefesine kadar sancağı bırakmadı. Nihayet o da şehid oldu.
Caferden sonra sancağı Ravahaoğlu Abdullah aldı. O da şiirler söyleyerek, kahramanca savaştı. Vücudu delik deşik oldu. Sonunda o da şehid oldu.

d) Halid b. Velid'in Üstün Mahareti
Ravahaoğlu da şehid olunca, asker komutansız kaldı, umûmi bir panik başladı. Dağılan askerin kaçışını Velidoğlu Halid önledi. Mücahidler, Halid'in etrafında yeniden toplandılar. Halid komutayı aldı, sancak elinde akşama kadar çarpıştı. O gün elinde tam dokuz kılıç parçalandı. Bu Müslüman olduktan sonra Halid'in katıldığı ilk savaştı.
Gece olunca, Halid askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, sağdakileri sola, soldakileri sağa aldı. Böylece düşmana, yardım için yeni kuvvetler gelmiş intibaını verdi. Sabah olunca da ansızın şiddetli bir hücuma geçerek, düşmanı bozguna uğrattı. Bu fırsattan yararlanarak, askerini ustalıkla geri çekti. Büyük bir kayba uğramadan Medine'ye döndü. İslam ordusunu korkunç bir felaketten kurtardı.
200 bin kişiye karşı yapılan bu çetin savaşta, Müslümanlar sadece 12 şehid vermişlerdi. Bu durum, komutanların savaşı çok başarılı idare etmeleri ve canlarını feda etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.

e) Rasûlüllah (s.a.s.)'in Medine'den Savaşı Seyretmesi
Rasûlüllah (s.a.s.) savaşın bütün safhalarını, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaşmadan, ashabına bildirmişti.
Cenab-ı Hakk, zaman, mekan ve mesafe kavramlarını kaldırarak, sevgili Peygamberine savaş meydanını olduğu gibi göstermişti. Mescid-i Nebi'de minber üzerine oturmuş bulunan Allah Rasûlü (s.a.s.) gözlerinden yaşlar akarak:
-İşte sancağı Zeyd aldı, Zeyd vuruldu, şehid düştü. Sonra Cafer aldı, O' da şehid oldu. Sonra Ravahaoğlu aldı, O 'da şehid oldu. En sonunda sancağı, Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, Velidoğlu Halid aldı. Allah O'na fethi müyesser kıldı, buyurdu.
Rasûlüllah (s.a.s.), Zeyd, Cafer ve Abdullah'ın şehid düştüklerini haber verdikçe, her biri için istiğfar etmiş ve Cennete girdiklerini de müjdelemişti. Sancağı Halid alınca ise:
-Allah'ım, Halid senin kılıçlarından bir kılçtır. Sen O'na nusret ihsan buyur, diye dua etmişti. Bundan sonra Halid'e "Seyfullah" (Allah'ın kılıcı) denildi.
Caferin şehadet haberini duyunca, ailesi feryada başladılar. Rasûlüllah (s.a.s.)'de son derece üzgündü. Çok sevdiği, en değerli arkadaşlarını kaybetmişti. Cafer'in ailesini teselli etti. Acılıdırlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi.
-Allah Cafer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi. Bu sebeple Cafer, bundan sonra Cafer Tayyar diye anıldı.

ZATÜ'S-SELASİL SAVAŞI (Cumade'l-ahir 8 H./629 M.)
Kudaa kabilesi'nin Uzre ve Beli kolları, Medine hayvanlarını yağmalamak üzere, Vadi'l-Kura yakınlarında toplanmışlardı. Rasûlüllah (s.a.s.) durumdan haberdar olunca, bunların üzerine Amr b. As (As oğlu Amr) komutasında 30'u atlı 300 kişilik bir seriyye gönderdi. Bunlar arasında Sa'd b. Ebi Vakkas, Üseyd b. Hudayr, Sa'd b. Ubade, Said b. Zeyd, Amir b. Rabia.. gibi ensar ve muhacirlerden ileri gelen kimseler de vardı.
Amr b. As. ashabın büyüklerinden değildi. Henüz bir yıl kadar önce Müslüman olmuştu. Fakat dedesi Vail'in annesi Beli kabilesinden olduğu için Amr'ın bu kabile ile ilgisi vardı. Amr, aynı zamanda savaş usûlünü iyi bilen, son derece zeki bir kimse idi. Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s.), komutanlığa O'nu seçmişti.
Amr, Vadi'l-Kura civarında Selasil suyu'na varınca, düşmanın sayıca üstün olduğunu öğrendi. Burada konaklayarak, bir haberci ile Rasûlüllah (s.a.s.)'den yardım istedi. Rasûlüllah (s.a.s.)'de Ebû Ubeyde b. Cerrah komutasında 200 kişilik ek kuvvet gönderdi. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de bunlar arasındaydı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebû Ubeyde'yi gönderirken:
- Ayrılığa düşmeyin, işbirliği yapın, buyurmuştu. Amr b. As, Ebû Ubeyde'nin, askerlere imam olarak namaz kıldırmasına itiraz etti.
- Sen bana yardıma geldin, kumandan benim, namazda ben imam olacağım, dedi.
Ebû Ubeyde yumuşak tabiatlı bir zattı, hiç itiraz etmedi.
- Ya Amr, Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, ihtilafa düşmememizi emretti. Sen bana uymazsan, ben sana uyarım, telaşa gerek yok, diye cevap verdi. Amr bütün Müslümanlara sefer süresince imam olup namaz kıldırdı. Böylece Hz. Ömer ve Hz. Ebûbekir de Amr'ın idaresine girmiş oldular. Oysa Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ı ilk 300 kişiye; Ebû Ubeyde'yi de 200 kişiye kumandan tayin etmişti. Ebû Ubeyde'yi Amr'ın emrine değil, yardımına göndermişt.
Amr, düşmana yaklaşınca gerekli tedbirleri aldı. Hava çok soğuk ve sert olduğu halde, gece ateş yakmayı yasakladı. "Kim ateş yakarsa, onu yaktığı eteşin içine atarım," diye tehdit etti. Asker, soğuktan Ebû Bekir ve Ömer'e başvurdular. Hz. Ömer:
- Bu nasıl şey, herkesi soğuktan kıracak mı? diye Amr'a haber gönderdi. Amr b. As:
- Ya Ömer, sen bana itaatle memûrsun, İşime karışma, diye , cevap verdi. Hz. Ebû Bekir de:
Rasûlüllah (s.a.s.) O'nu savaş usûlünü iyi bildiği için kumandan yaptı. Madem ki kumandan O'dur, işine karışmamak gerekir, dedi. Böylece gece soğukta geçirildi. Çünkü ateş yakılsaydı, düşman Müslümanların azlığını öğrenecekti.
Amr, planını kimseye söylemedi. Sabaha karşı, alaca karanlıkta ansızın düşman üzerine hücûma geçti ve savaşı kazandı. Düşman pek çok ganimet bırakarak kaçtı. Ashab, düşmanın peşini takibetmek istedilerse de Amr buna da izin vermedi. Bir kaç gün orada kalıp etraftaki ganimet hayvan sürülerini topladıktan sonra, Medine'ye döndü.
Sefer esnasında Amr b. As ihtilam olmuş, hava soğuk olduğu için gusletmeyerek teyemmümle namaz kıldırmıştı.( Dönüşte ashab, Rasûlüllah (s.a.s.)'e, Amr b. As'tan:
1- Hava çok soğuk olduğu halde, gece ateş yaktırmadı,
2- Galip geldiğimiz halde düşmanı takip ettirmedi,
3- Su bulunduğu halde gusletmeyip, teyemmümle namaz kıldırdı, diye şikayette bulundular.
Amr bu şikayetlere karşı:
1- Sayımızın az olduğunu düşman anlamasın diye ateş yaktırmadım.
2- Yardım için kuvet gönderebileceği düşüncesiyle düşmanı takip ettirmedim.
3- Soğukta yıkanmak tehlikeli olduğu ve Cenab-ı Hakk "Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın." (ElBakara Sûresi, l95) "Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size acımaktadır." (en-Nisa Sûresi, 29) buyurduğu için gusletmeyip teyemmüm yaptım, diye cevap verdi.
Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ın cevaplarını tebessümle karşıladı.
Amr b. As, henüz yeni müslüman olduğu halde, ashabın büyüklerinin de bulunduğu bir orduya kumandan tayin edilmesinden dolayı gururlanmıştı. Savaşı da kazanarak dönünce, Rasûlüllah (s.a.s.)'in yanındaki derece ve itibarını öğrenmek istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e:
- En çok kimi seversiniz? diye sordu. Rasûlüllah (s.a.s.)
Aişe'yi diye cevap verdi.
- Sonra kimi?
- Aişe'nin babasını, Ebû Bekir'i.
- Sonra kimi?
- Ömer'i.
Amr, en sonraya kendisinin kalacağından korkarak daha fazla sormaktan vazgeçti.

 

4- TEBÜK GAZVESİ (Recep 9 H./Eylül 630 M.)

"Yakın bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydı, sana uyarlardı. Fakat çıkılacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini helak ederek, "gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık," diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduklarını elbette biliyor."
(et-Tevbe Sûresi, 42)

Tebük, Medine'nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Şam'ın ortasında bir kasabadır. Buraya kadar gelindiği için bu sefere "Tebük Gazvesi" denilmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in bizzat katıldığı en son gazvedir. Tebük Seferinde savaş olmamış, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazırlanmış, koca Bizans imparatorluğuna meydan okurcasına, askeri ve siyasi büyük başarılar elde edilmiştir.

a) Gazvenin Sebebi
Hıristiyanlığın temsilcisi olan Bizans İmparatorluğu, Arabistan'ı işgal etmek hevesindeydi. Bunun için, Sûriye'de ve Arabistan'ın kuzeyinde bulunan Hıristiyan Arapları, Müslümanlara karşı savaşa hazırlıyordu. Müslümanlığın Araplar arasında sür'atle yayılmağa başlaması, Hıristiyanların taassubunu körüklüyordu.
Bu sırada Medine'ye yağ tacirleri gelmişti. Bizans İmparatorluğunun Gassan, Lahm, Cüzam... gibi kabilelerle işbirliği yaparak, Müslümanlara karşı büyük bir hazırlık içinde olduğunu haber verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) esasen bu bölgeden emin değildi. Sûriye ve Şam tarafından yapılacak bir baskından endişe etmekteydi. Bu haber üzerine hemen Bizans'a karşı seferberlik ilan etti.
b) Sefer Hazırlığı
Yol uzun, düşman kuvvetliydi. Üstelik, yaz mevsiminin en sıcak günleriydi. Kuraklık yüzünden kıtlık vardı. Hurmalar olgunlaşmış, hasat mevsimi gelmişti. Bu mevsimde hurma gölgelerini bırakıp, aç susuz uzun bir yolculuğu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapıldığı günlere Kur'an-ı Kerim'de "saatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiştir. Kur'an-ı Kerim'deki bu deyimden alınarak, bu sefere "Gazvetü'l-usre", orduya da "Ceyşü'l-usre" adı verilmiştir.
Rasûlüllah (s.a.s.) sefer hazırlığı yaparken, düşmanın haber almaması için, maksadını gizli tutar, seferin nereye yapılacağını açıklamazdı. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazırlanması için Rasûlüllah (s.a.s.) Bizans üzerine gidileceğini açıkça bildirdi. Bütün kabilelere ve Mekke'ye haber gönderip gönüllü mücahidlerin Medine'de toplanmalarını istedi.
Münafıklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hayale gelmedik bahaneler uydurup sefere katılmamak için izin istediler. Bunlarla da kalmayıp sefere katılacak müslümanları caydırmaya çalıştılar. Ubey oğlu Abdulllah:
- Muhammed Bizans'ı ne sanıyor. O'nun ashabıyla birlikte esir düşeceğini gözümle görmüşcesine biliyorum, diyordu. Bedevilerden bir kısmı da mazeret uydurup izin istemişlerdi.  Halis Müslümanlar arasında bile, bu meşakkatli yolculuğu göze almayıp ağır davrananlar ve sefere katılmayanlar  olmuştu.
Fakat başta Rasûlüllah (s.a.s.) olmak üzere ashabın azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabilelerden gelen akın akın mücahidler, Medine'de toplanmağa başladı. Kısa zamanda 30 bin kişilik büyük bir ordu toplandı. Bunun 10 bini atlı, 12 bini develiydi. Kıtlık sebebiyle askerin bir çoğunun techizatı tam değildi. Rasûlüllah (s.a.s.) zenginlerin ordu için bağışta bulunmasını istedi. Herkes elinden geldiğince bağış yaptı. Kadınlar bilezik ve küpe gibi ziynet eşyalarını verdiler. Hz. Ebû Bekir, malının tamamını; Hz. Ömer yarısını bağışladı. En büyük bağışı ise Hz. Osman yaptı: Bütün silah ve teçhizatıyla birlikte 300 deve ile bin dinar altın. Bu büyük bağışı sebebiyle Hz. Peygamber ellerini açıp:
"Allah'ım , ben Osman'dan razıyım, Sen de razı ol," diye dua etmişti".
Yapılan bağışlarla silah ve bineği olmayan fakir mücahidler teçhiz edildi. Sefere katılmak istedikleri halde, binek ve azık bulamayanlar da vardı. Bunlardan 7 kişi Rasûlüllah (s.a.s.)'a gelerek:
- Ey Allah'ın Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azığımız, binecek devemiz yok, demişlerdi. Rasûl-i Ekrem:
- Sizi bindirecek deve kalmadı, deyince ağlayarak ayrılmışlardı Bu sabeple bunlara "Bekkaûn" (yani ağlayanlar) ünvanı verilmişti. Daha sonra bunlara da binek temin edildi.
Rasûlüllah (s.a.s.) Recep ayında bir perşembe günü Medine'den çıktı. Ordugahını, Medine dışında "Seniyyetü'l-veda" denilen ayrılık tepe'sinde kurdu. Hz. Ali'yi Medine'de kaymakam (vekil) bıraktı. Herkes sefere çıkarken Medine'de oturmak, Hz. Ali'ye ağır geliyordu. Hemen silahlanıp yola çıktı. Ordu Seniyyetü'l-veda'dan ayrılmadan yetişti.
- Beni kadınlar ve çocuklar içinde mi bırakıyorsun? dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):
- Ya Ali, bana nisbetle sen, (Tur'a giderken) Musaya nisbetle Harûn'un yerinde olmağa razı değil misin? Şu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur, buyurdu. Hz. Ali de Medine'ye döndü.
c)Münafıkların Tutumu
Ordu, seniyyetü'l-veda'dan hareket edince, münafıkların bir kısmı, reisleri Abdullah b. Übeyy ile geri döndü. Sefere katılanlar, yolculuk sırasında da bozguncu tutumlarını sürdürdüler. Bir konaklama sırasında Rasûlüllah'ın (s.a.s.) devesi Kasva kaybolmuştu. Münafıklardan Zeyd b. Ebi Salt:
- Tuhaf şey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede olduğunu bilmiyor, demişti. Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s.a.s.) duyunca:
- Vallahi, ben yalnızca Allah'ın bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana şimdi bildirdi. Kasva, şu iki dağın arkasındaki vadide yuları bir ağaca dolanıp kalmıştır. Haydi, oradan getirin, buyurdu.
Münafıkların yaptıkları bütün bu mel'anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnasında günü gününe inen Kur'an ayetleriyle teşhir edilmiştir. Münafıkların iç yüzleri ve kirli çamaşırları apaçık ortaya çıktığı için Tebük Seferi'ne "Gazve-i fadıha" (Rüsvaylık gazvesi) de denilmiştir.

d) Tebük'ten Dönüş
Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Tebük'e varıldı. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabilelerinde hiç bir harekete rastlanmadı. 30 bin kişilik muazzam Müslüman ordusu Hıristiyan Arap kabilelerini yıldırmıştı. Medine'ye gelen haberlerin asılsız olduğu anlaşıldı. İslam ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmiş, maksat hasıl olmuştu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmeğe lüzûm görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s.) Tebük'de bulunduğu esnada o bölgede bulunan Eyle, Cerba, Ezruh, Dûmetü'l-cendel gibi bazı küçük Hıristiyan beylikleriyle anlaşmalar yaptı. Bu beylikler yıllık cizye ödeyerek İslam hakimiyetine girmeği kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldıktan sonra Ramazanın ilk günlerinde Medine'ye döndüler.

e) Mescid-i Dırarın Yaktırılması

Münafıklar, Kuba Mescidi'nin yakınında bir mescid yaptılar. Maksatları, Kuba Mescidi'nin cemaatini bölmek, Müslümanlar arasına ayrılık sokmaktı. Münafıklardan bir hey'et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s.a.s.)'ı karşıladılar. Yaptıkarı mescidde namaz kılmasını rica ettiler. Ancak bu esnada, Tevbe Sûresi'nin 107-108'inci ayetleri indi. İbadet için değil, fitne ve fesat ocağı olarak yapılan bu binada Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namaz kılmasına izin verilmedi. "Sakın bunların mescidinde namaz kılma". buyruldu. Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye dönünce, Malik b. Dühşem ile Ma'n b. Adiyy'e hemen bu mescidi yıkıp yakmalarını emretti. Onlar da derhal Rasûlüllah (s.a.s.) 'in emrini yerine getirdiler.
İki ay kadar sonra, münafıkların başı olan Übeyy oğlu Abdullah öldü. Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

f) Medine'ye Giriş

Rasûlüllah (s.a.s.)'in ordusu ile birlikte dönmekte olduğu Medine'de duyulunca, bütün halk, kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Şiirler ve neşideler söyleyerek, orduyu Seniyetü'l-veda'da parlak bir merasimle karşıladılar.

g) Sefere Katılmayanların Durumu
Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye gelince doğru Mescid'e gitti, iki rek'at namaz kıldı. Sefer dönüşlerinde önce mescide gidip iki rek'at namaz kılmak adetiydi.(391) Sonra Mescid'de oturup ziyaret ve tebrikleri kabûl etti. Sefere katılmamış olanların herbirinin mazeretini dinledi, haklarında Allah'tan mağfiret diledi. Özürleri olmadığı halde, Tebük Seferi'ne iştirak etmeyen üç kişi için:
- Allah hakkınızda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu. Müslümanların bunlarla konuşmalarını yasakladı. Tam 50 gün bunlarla kimse konuşmadı, kimse selamlarını almadı. Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaşları içinde geçirdiler. Sonunda, tevbelerinin kabûl edildiği bildirildi.
(Haklarındaki hüküm ) geri bırakılan üç kişi ise, yeryüzü bütün genişliğiyle başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı. Allah'a karşı, Allah'tan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar. Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir.(392) (Tevbe Sûresi, 118)

 

2- VEDA HACCI (Zilhicce 10 H/Mart 632 M.)

"Bugün, inkar edenler, sizi dininizden etmekten ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bu gün dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım. Din olarak, sizin için İslam'ı seçip ondan hoşnut oldum."
(el -Maide Sûresi, 3)
Veda, bir yerden ayrılan kimse ile geride kalanların birbirlerine karşılıklı esenlik dilemeleri demektir. Peygamber Efendimiz, Arafat'ta irad ettiği hutbesinde, dünya hayatından ayrılmasının yaklaştığına işaret ederek, ashabıyla vedalaştığı için, bu haccına "Veda Haccı" denilmiştir. Henüz farz kılınmadan, Hicretten önce Rasûlüllah (s.a.s.) bir çokdefa haccetmişti. Medine'ye hicretinden sonra Veda Haccı ilk ve son haccı odu. Bu haccından 81 veya 82 gün sonra vefat etti.
Hicretin 10'uncu yılı Müslümanlık bütün Arabistan'a yayılmıştı. Rasûlüllah (s.a.s.) Zilkade ayında Hac farizasını eda etmek için Mekke'ye gideceğini ilan etti. O'nunla birlikte haccetmek isteyen müslümanlar Medine'de toplanmağa başladılar. 
Rasûl-i Ekrem (s.a.s) 25 Zilkade (22 Şubat 632) Cumartesi günü öğle namazını kıldıktan sonra, ashabıyla birlikte Medine'den çıktı. Kızı Fatıma ve bütün zevceleri de beraberinde bulunuyordu. İkindi namazını, seferi olarak Zülhuleyfe'de kıldı, geceyi de burada geçirdi. Ertesi gün (26 Zilkade) gusletti hac ve umre için niyyet ve telbiye yaparak ihrama girdi. Öğle namazını da burada kıldıktan sonra yola çıkıldı.
Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte Haccedebilmek için Medine'de toplananların sayısı 100 bine yaklaşmıştı. Yol boyunca katılanlar ve doğrudan Mekke'ye gidenlerle haccedeceklerin sayısı 124 bine ulaşmıştı. Bu muazzam kalabalık, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın etrafında bir insan seli gibi dalgalana dalgalana ilerliyor, "Allahü ekber ve Lebbeyk Allahümme lebbeyk" nidalarıyla dağ taş inliyordu.
Yolculuk 10 gün sürdü. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 4 Zilhicce pazar günü Mekke'ye vardı. Kabeyi usûlüne göre tavaf etti. Safa ve Merve arasında sa'y yaptı. Pazartesi, salı ve çarşamba günlerini de Mekke'de geçirdi, "Yevm-i terviye" denilen 8 Zilhicce perşembe günü sabah namazını Mescid-i Haram'da kıldıktan sonra, devesine binip bütün hacılarla birlikte "Mina" ya hareket etti. O gün burada kaldı. Öğle, ikindi, akşam, yatsı ve ertesi günün sabah namazlarını burada kıldı. Arefe günü (9 Zilhicce cuma) sabahı, güneş doğduktan sonra devesine binip Arafat'a çıktı. "Nemire" denilen yerde kurulan çadırında bir müddet dinlendi. Öğle vakti olunca, devesine binip Arafat Vadisi'nin ortasına geldi. kendisini dinlemek üzere 124 bin müslüman, etrafında toplanmıştı. Rasûlüllah (s.a.s.) burada, onların şahsında bütün insanlığı "Veda Hutbesi" diye meşhûr olan insanlık tarihinin en etkili ve önemli hutbesini iradetti.
Cahiliyet devrinde, Arabistan'da kuvvetli zayıfı ezerdi. Can, mal ve ırz güvenliği yoktu. Faizcilik yüzünden fakirler, zenginlerin kölesi haline gelmişti. Kadınlara insan değeri verilmez, erkeklerin malı sayılırdı. Kan gütme yüzünden, karşılıklı öldürmelerin sonu gelmez, bulunamayan suçlunun cezasını, ailesinden ele geçen çekerdi. Rasûlüllah (s.a.s.), Veda Hutbesi'yle Cahiliyet Devrinin bütün bu kötülüklerini yasakladı. Bütün insanların eşit olduğunu, Allah katında üstünlüğün ancak takva ile olduğunu anlattı. "Müslümanlar kardeştir." buyurdu. Hutbe, her taraftan duyalabilmesi için, gür sesli sahabiler tarafından cümle cümle tekrar edildi. Hutbe'den sonra Rasûlüllah (s.a.s.) takdim edilen bir bardak sütü içti, oruçlu olmadığını ashabına gösterdi. Öğle ve ikindi namazlarını birlikte (cem-i takdim ile) kıldırıldı. İki vaktin farzları arasındaki sünnetleri kılmadı. Sonra devesine binip "Cebel-i Rahme" denilen tepeye ilerledi. Bu tepenin eteğinde, devesi üstünde kıbleye yöneldi. Güneş batıncaya kadar dua edip vakfe yaptı. Dini hükümlerin tamamlandığını bildiren ayet de bu esnada indi.
"Bugün kafirler dininizi yok etmekten ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim, üzerindeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamı' seçip ondan hoşnûd oldum".
Güneş battıktan sonra Hz. peygamber (s.a.s.) Arafattan ayrıldı. Akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife'de birlikte (cem-i tehir) ile kıldı.(410) Geceyi burada geçirdi. Sabah namazından sonra Meş'ar-ı haram'da hava aydınlanıncaya kadar vakfe yaptı. Güneş doğmadan Mina'ya hareket etti. Burada Akabe Cemresi'ne taş atarken:
"Ey nas, din işlerinde aşırılıktan sakının. Sizden önceki ümmetlerin helakine sebep, din işlerinde taşkınlık göstermeleridir."  buyurdu.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), kurban bayramının 1 ve 2'inci günlerinde (10 ve 11 Zilhicce) birer hutbe de Mina'da okudu. "Hac ibadetini, Benden gördüğünüz gibi ifa edin," buyurdu.(412) Kurban edilmek üzere hazırlanan 100 deveden 63'ünü bizzat kesti. Kalan 37'yi de Hz. Ali'ye kestirdi. Her birinden birer parça et alınıp pişirildi. Kalanı da fakirlere dağıtıldı. Sonra Rasûlüllah (s.a.s.) tıraş olup ihramdan çıktı. Mekke'ye inip ziyaret tavafını yaptıktan sonra tekrar Minaya döndü. Bayram günlerini Mina'da geçirdi. Haccın diğer menasikini yerine getirdi. Bayramın dördüncü günü Mekke'ye geldi. Veda Tavafı'nı yaptıktan sonra 14 Zilhicce Çarşamba günü Mekke'den ayrılıp Medine'ye dödü.

3- VEDA HUTBESİ

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Veda haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevalden sonra Kasva adlı devesi üzerinde, Arafat Vadisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidayet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki; Allah'dan başka ilah yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür
Ey Nas! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha beraber olamayacağım.
İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecavüzden masûndur.
Ashabım! Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur. 
Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin . Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle faizcilik yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın faiz alacağıdır.

 

Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Haris'in oğlu) Rabianın kan davasıdır.
Ey Nas! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, aile namusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığnız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emanetler, Allah'ın kitabı Kur'an ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.
Ey Nas! Devamlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.
Ashabım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedi olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesaret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.
Mü'minler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Adem'densiniz, Adem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takva iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helal değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.
Ey Nas! Cenab-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirasçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona aittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiasına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenab-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adalet ve şahitliklerini kabûl eder.
Ashabım! Alllah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, amirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.
Ey Nas! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashabı kiram:
- Allah'ın dinini teblig ettin, vazifeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehadet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemaat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
- Şahid ol Ya Rab! Şahid ol Ya Rab! Şahid ol Ya Rab! buyurdu".

İlk Müslümanlar

Peygamberimizin davetini ilk olarak eşi Hz- Hatice kabul etmiştir, ilk vahiy geldiğinde Peygamberimiz bu olayı Hz Hatice'ye anlatmış Hz- Hatice de: "Ben biliyorum ki sen sözün doğrucunu söylersin Ema­nete riayet eder, akrabalarınla ilgilenir, ışını görmekten aciz olanlara yar­dım edersin. Güzel ve iyi ahlak sahibisin. Ben, seninbu ümmetin pey­gamberi olacağına inanıyorum diyerek Peygamberimize olan bağlılık ve güvenini göstermiştir.

Peygamberimizin ilk hanımı olan Hz, Hatice, dürüst, şerefli ve namuslu bir kadındı Resulullaha derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Hayatı boyunca ona destek olan Hz. Halice, M. 620 yılında vefat etmiş­tir.

Hz,. Hatice'den sonra. Peygamberimizin amcası Ebu Talip'in oğlu olan Hz. Ali Müslüman olmuştur. Henüz çocukluk çağında iken Müslü­man olan Hz. Ali, İslamiyetin yayılmasında önemli hizmetlerde bulun­muştur. Hicretin 35'incı yılında Hz. Osman'dan sonra halife seçilmiş ilim, amel, ibadet ve siyaseti beraber yürütmüştür. Hz. Ali, 63 yaşında iken 26 Ocak 661 günü şehit edilmiştir.

İlk Müslümanlardan bin de Peygamberimizin kölelikten azat ettiği Zeyd b. Harise'dir. Hz. Zeyd, Peygamberimize hizmet etmiş savaşlara katılmıştır.

Peygamberimizin kayın pederi olan Hz. Ebu Bekir de ilk Müslümanlardandır. Hz. Ebu Bekir, Peygamberimize hicret sırasında arka­daşlık etmiş, ona her zaman yardımcı olmuştur. Resulullahın vefatın­dan sonra halife seçilen Hz. Ebu Bekir, 23 Ağustos 634 Salı gecesi 63 yaşında vefat etmiştir.

Hz. Ebu Bekir'den sonra Hz. Osman, Zübeyr b. Avvam, Sa'd b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b, Avf ve Talha b, Ubeydullah Müslüman olmuş­lardır. Gün geçtikçe de Müslümanların savılan artmıştır.

c, Hz, Peygamberin Aile Çevresi (Ehlibeyt)

Ehlibeyt, kelime olarak ev halkı anlamındadır. Terim olarak ehli­beyt Peygamberimizin ailesini, damadını ve torunlarını kapsar. Kuranıkerim'de, Peygamberimizin ehlibeytinin faziletini ve üstünlüğünü belirten ayetler bulunmaktadır. Örneğin; n'Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz... Ey ehlibeyt. Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak isti­yor. ayetleri, ehlibeytin farklı bir konuma sahip olduğunu göstermek­tedir. Peygamber Efendimiz de ehlibeytinin haklarının gözetilmesi konu­şundu uyarıda bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: "Benim kendisine sı­ğındığım sırdaşım ehlibeytimdir. Onların kusurlularını affedin, fazi­letli olanlarına da sarılın,"

İslam alimlerinin bir kısmına göre ise ehlibeyt. Peygamberimizle birlikle onun hanımları, çocukları, damadı Hz, Ali ve torunlarıdır.Çünkü Ehlibeyt "ev halkı" anlamındadır. Dolayısıyla bu kavram, Pey­gamber Efendimizin bütün eş ve çocuklarını kapsar. Resulullahın damadı Hz. Ali de Peygamberimizin evinde yetişmiş olduğundan o da ehlibeyte dahildir.

Peygamberimizin, ilk hanımı Hz. Hatice'den altı çocuğu dünyaya girmiştir. Bu çocuklarından ikisi erkek, dördü kızdır Erkek çocuklarının isimleri; Kasım ve Abdullah'tır. Kız çocuklarının isimleri ise Zeynep, Rukiye,Ummü Gülsüm ve Fatıma'dır. Peygamberimizin, Mariya isimli hanımından da İbrahim isminde bir erkek çocuğu olmuş, Hz. Fatıma dışında bütün çocukları kendisinden önce vefat etmişlerdir.

Peygamberimiz, H k. Fatıma'yı, amcası Ebu Talib'in oğlu Hz. Ali ile evlendirmiş, bu evlilikten Hz Hasan ve Hz. Hüseyin dünyaya gelmiştir.

Peygamber Efendimizin nesli de bu iki torunundan devam etmiştir Hz, Hasan'ın soyundan gelenlere şerif. Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere de seyit denilmektedir.

Hz Fatıma, Peygamberimizden altı ay sonra vefat etmiştir,Resulullahın torunları  Hz.  Hasan, 670 yılında Medine'de vefat etmiş, Hz. Hüseyin ise halife Yezid'in askerleri tarafından, aile halkı ve yakın çevresi ile birlikte 670 yılında Kerbela'da şehit edilmiştir,

Hz- Ali ve Fatımanın soyu

Hz. Hüseyin

Hz.Hüseyin

Ali bin ZeynelAbidin

Muhammed Bakır

Cafer-i Sadık

Musa Kazım

Ali Rıza

Muhammet Taki

Ali Naki

Hasan el Askeri

 

Muhammed Mehdi

Yorum ekle

   

En Çok İndirilenler

Dosyaları üye olmadan indirebilirsiniz...
2014-2015 8.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi plani  957
hz_muhammedin_hayati_1_muhammetyilmaz  890
2014-2015 TEOG Meb Kazanımlara uygun yıllık plan  820
Teog ilk 3 unite dindersim.com testler kitapcik halinde Toplam 344 soru  819
Lise 9. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi yillik Plan  715
Teog 8.Sinif yaprak test serisi toplam 25 test 530 soru  708
2014-2015 BEP-Lise 10.Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Yillik Plan  608
2014-2015 7.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi plani  503
Lise 10. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi yillik Plan  483
Lise 12. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi yillik Plan  475
kadere_kazaya iman_46 test sorusu  442
Lise 11. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi yillik Plan  432
Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Donem Sene basi zumre toplantisi  432
8.Sinif Cikmis Sorular Gokhan Ay_test_6  429
8.Sinif Cikmis Sorular Gokhan Ay_test_1  426
Teog deneme sinavi 2 Kitapcik halinde cevap anahtarli.  394
8.Sinif 1. Unite Kader ve Evrendeki Yasalar  392
2014-2015 BEP-Lise 9. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Yillik Plan  391
dkab_lise_zumre_2014_2015_1_muhammetyilmaz  385
2014-2015 6.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi plani  383
2014-2015 5.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi plani  382
A.BAYRAM-DENEME1  373
2014-2015 4.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Yillik Plan  372
8.Sinif 1-2-3.unite tekrar teog deneme sinavi  353
8.Sinif Cikmis Sorular Gokhan Ay_test_10  353
TEOG Bahcesehir koleji deneme sinavi(2_sayfa)  332
TEOG-1-dkab-2013-sorulari-cozumleri-musaaydogdu  329
8.Sinif 1-2-3.unite tekrar teog deneme sinavi 4  323
8.Sinif Cikmis Sorular Gokhan Ay_test_13  319
7.sinif IHO -2014-2015- Temel Dini Bilgiler yillik plani  303
TEOG Deneme Sinavi..  303
2014-2015 Calisma Takvimi Renkli tek sayfa  291
83_ahlaki_davranis_unite _teog dersimizdin.org.PDF  290
Merkezi sinav 8.sinif deneme sinavi 2(yusuf eksi)  289
TEOG Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Deneme Sinavi  288
2014-2015 BEP-Lise 11. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Yillik Plan  288
2014-2015 8.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Bep plani  284
8.Sinif 1-2-3.unite tekrar teog deneme sinavi 2  282
dkab_51_unisunu_allah_inanci_vahit_odemis  281
2014-2015 IHO 7.sinif Kurani Kerim Yillik Plani  280
3.unite genel tekrar teog deneme dindersim.com  278
8.Sinif 1-2-3.unite tekrar teog deneme sinavi 5  275
2014-2015 BEP-Lise 12. Sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Yillik Plan  275
DinKulturu_A  274
2014-2015 5.sinif Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi Bep plani  273
2014-2015 5.sinif Kurani Kerim Yillik Plani  272
2014-2015 IHO 5.sinif Hz Muhammedin Hayati Yillik Plani  270
84_85_unite_degerlendirme  270
8.sinif Merkezi sinav deneme sinavi  266
Lise 9. Sinif Temel Dini Bilgiler (islam I) yillik plan  264
   
Yandex.Metrica